Bir Rüya, Bir Proje: Mimari Projeye Ne Denir?
Kayseri’nin dar sokaklarında, tarihi taş binaların arasından geçerken hep hayal kurardım. Hep bir ev, bir yuva… Ama sıradan bir ev değil, hayalini kurduğum, içinde rahatça oturabileceğim, her köşesinde huzur bulabileceğim bir yer. Bir gün, mimarlıkla ilgili bir proje yapmam gerektiği söylendiğinde, sanki yıllardır beklediğim an gelmiş gibi hissettim. Ama bir sorun vardı: Mimari projeye ne denir? Daha doğrusu, bir hayalimi kağıda dökme süreci nasıl başlayacaktı?
İlk Kez Gerçekleşmeye Başlayan Bir Hayal
Bazen düşünürüm, hayatta aldığımız en büyük sorumluluklardan biri de kendi hayallerimizi başkalarına anlatabilmektir. Benim için bu süreç, yaşadığım ilk hayal kırıklığından sonra başladı. O günün sabahında Kayseri’nin merkezinde bir kafede, eski dostumla buluşmuştum. Konuştukça kafamda şekillenen şeyler vardı ama bir türlü adını koyamıyordum. “Mimari projeye ne denir?” diye sormuştum bir noktada, daha çok kendi içimdeki karmaşayı anlamaya çalışarak. Dostum bana gülümsedi, “Bir proje, duygularınla şekillenen bir hayaldir,” dedi.
O an bir şeylerin değiştiğini hissettim. O kadar basit bir cümleyle, bir proje kavramını benim için daha anlamlı hale getirmişti. Çünkü aslında bir mimari proje, sadece çizimlerden ibaret değildi. İçinde insanın ruhunu, hayalini, umutlarını ve bazen de hayal kırıklıklarını barındıran bir şeydi. Bir anda her şeyin farklı bir bakış açısıyla gözümde canlandığını hissettim. Ama tabi işler düşündüğüm gibi gitmedi.
Çizimlerden Gerçekliğe: Hayal Kırıklığı ve Umut
İlk başlarda her şey çok kolay görünüyordu. Birkaç çizim, birkaç plan… Ama sonra gerçeğe dönüşme süreci, içindeki duyguları başkalarına anlatma süreci beni gerçekten zorladı. Kafamda şekillendirdiğim ev, duygularımın tam bir yansımasıydı. Her oda, her köşe bana farklı bir anlam ifade ediyordu. Ama kağıda dökebilmek? O kadar da kolay değildi. Ne kadar çok uğraşsam da, bir türlü içimdeki tasarımı düzgün bir şekilde kâğıda aktaracak kelimeleri bulamıyordum.
İçimdeki mühendis bile “Bir projeye ne denir?” diye sorgularken, bir yandan da duygusal tarafımın bu işin çok ötesine geçtiğini fark ettim. O an düşündüm ki, belki de mimari projeye ne denir sorusu, sadece teknik bir soru değil, bir hayatı nasıl şekillendirdiğimizle ilgilidir. Bir ev, sadece taşlar ve duvarlardan ibaret değildir. Her duvarın arkasında bir hatıra, her pencerede bir umut vardır.
Bir akşam, projeyi tekrar masaya koyduğumda, birden anlamaya başladım: “Bunun adı yaşam projesi olmalı.” Artık sadece bir yapıyı değil, yaşamın kendisini inşa ediyordum. Bu projeye, hayal kırıklıklarımı, umutlarımı ve insanları nasıl bir araya getireceğimi de katmalıydım. Ne kadar çok düşündüm, ne kadar çok tasarladım, aslında mimari projeye sadece “proje” demenin ne kadar eksik olduğunu fark ettim. Bunu başkalarına anlatırken, onlara bir yerin değil, bir yaşamın kapılarını araladığımı gördüm.
Hayalimi Kağıda Dökerken: Farklı Bir Perspektif
Günler geçtikçe, projeyi tamamlamak için harcadığım her saniye bana bir şeyler öğretiyordu. Artık sadece bir binanın planını yapmıyordum; insanların hayatlarını daha iyi bir şekilde nasıl yaşaması gerektiğini tasarlıyordum. O an, bir evin veya bir yapının sadece bir yapı değil, insanların hislerini şekillendiren bir araç olduğunu fark ettim.
Ama yine de kendime sürekli “Mimari projeye ne denir?” diye soruyordum. Artık cevabım netti: Bir proje, insanların en derin duygularına hitap eden bir tasarımdır. O yüzden bir evin duvarlarını, pencerelerini, kapılarını değil, o evde yaşayan insanların kalplerini, hayallerini de düşünmek gerekir. Her bir detay, bir insanın ruhuna dokunmalıydı.
Bir sabah, projeyi bitirip teslim ettiğimde, içimde bir rahatlama oldu. Ama bir yandan da evin her detayını düşünerek, biraz da hüzünlü bir şekilde, “Acaba yanlış mı yaptım?” diye düşündüm. Ama sonra şunu fark ettim: Bu proje, benim içimdeki umutları, hayal kırıklıklarını, mutluluğu ve endişeyi içeriyor. Çünkü bir mimari proje, sadece bir yapıyı değil, o yapının içine yerleşen hayatı da barındırır.
Sonuç: Projeden Hayata Geçen Bir Düş
Bir projeye ne denir? İlk başlarda belki bir plan, bir tasarım olarak görünüyor ama zamanla o projeye baktığınızda daha fazlasını görüyorsunuz: O proje bir hayaldir, duygudur, umutlardır… Ve bir proje tamamlandığında, aslında o hayal gerçek olmuştur. Yavaşça şekillenen, belki de bir ömrü boyunca insanların içinde taşıyacağı bir yaşam biçimine dönüşmüştür.
Kayseri’nin eski mahallelerinden birinde, bir apartmanın son katında bana ait olan bir köşe var. O köşe, belki de en büyük mimari projemi simgeliyor: Kendi yaşam alanımı bulduğum bir yer. Her çizim, her plan, bir adım daha yaklaştırdı bana. Hayatımda belki de tek doğru şey, içimdeki duygularla şekillendirdiğim bu “proje”ydi.
Ve şimdi biliyorum: Bir projeye ne denir? Bir yaşam biçimi.